14 Haziran 2010 Pazartesi

#DK --- İLK 3 GÜN



Kupada 3 gün ve 8 maçı geride bıraktık. 8/8 yapmış biri olarak hafta sonu toplam uyuduğum saatle maç izlediğim saat aynı. Ve hemen söyleyeyim hayır, Cezayir-Slovenya maçı uyku saatim olarak görünmüyor kayıtlarda. Şaka bir yana, Uruguay-Fransa maçının sonlarında bir 5 dakika, Cezayir-Slovenya maçında da toplam 10 dakika falan uyuklamam dışında 90 dakika izledim maçları. Tabi bu konularda şanssız bir olarak Koren’in golünü kaçırdım, o da ayrı hikâye.



Peki her şey güzel, izliyoruz maçları da, keyifler ne âlemde derseniz şöyle söyleyeyim, ben halimden memnunum valla. Sıkıcı maçlar olmadı mı oldu tabi, ama benim için Dünya Kupası olması yetiyor işte, normalde Cezayir-Slovenya maçını en fazla ilk yarıyı izledikten sonra kapatırım, ama Dünya Kupası’nın büyüsü ayrı. Ayrıcı bir de ilk kez Dünya Kupası’nda full çekme arzusu var tabi, o da ayrı bir gaz açıkçası. Hem bir yandan da Dünya Kupası’nda maçların kalitesinin adım adım yükseleceğine inanıyorum; hoş dün Almanya bir anda seviyeyi çok yükseltti, ama bugün tekrar normal seyrine döner kalitedeki yükselme eğilimi. Ben de kendimi bir an Yiğit Bulut gibi hissettim ha, “Merak etmeyin sevgili dostlar, maç kalitesi turnuva boyunca bıtbıtbıt paritesinin altına düşmez, Dünya Kupası halen en önemli futbol organizasyonu, falan filan falan…” Neyse zırvalamaya başlamadan biraz maçlardan bahsedeyim:



Güney Kore-Yunanistan ile başlayalım. Eğer haddimi bilmez bir adam olsaydım, şu an oturduğum yerden “Rehhagel adam değilsin” diye başlar, gözlerimi yumar başlardım saydırmaya. Lakin hem Rehhagel’i hem kendi yerimi bildiğimden kibarca, “Rehhagel n’aptın yea” demek istiyorum. Ben Rehhagel’in Avrupa Şampiyonası’nı alırken Yunanistan’a oynattığı futbolu takdir ederim. Ama G. Kore karşısındaki Yunanistan ne atakta ne de defansta o oyunun yakınına bile yaklaşamadı. Tek bir hızlı çıkış, 2-3 pasla hoş bir organizasyon falan göremedik 90 dk boyunca. Hadi diyelim atakta zayıf kaldın -ilk maç falan- ama Yunanistan’ın defansı dahi beceremeyişi göz doldurur cinstendi. Hele bir de ne yaptığını bilen, topla çabuk ve güzel varyasyonlarla çıkan, şık ara paslarıyla Yunan defansını delip geçen G. Kore karşısında hiç tutunamadılar.



Park Ji Sung zaten benim adamımdır, ama takım olarak iyi oynadı G. Kore ve maçı keyifli hale getirdi. Ayrıca duran toplarla şampiyon olan Yunanistan’ın 11 kornerden sonuç alamadığı gibi, duran toptan kötü bir gol yemesi de onlar açısından kötü oldu. Ben maçtan önce G. Kore iyi futbol oynasa bile Yunanistan’ın 1-0 kazanmasını bekliyordum, ama bu sonuçla artık Yunanistan’ın gruptan çıkma şansı –hadi kalmadı demeyelim de- sıfıra yaklaştı.



Gelelim Arjantin-Nijerya maçına. İlk 15 dakikasıyla “Ooh süper maç izleriz” edasıyla bünyeleri coşturan, ama golden sonra durağanlaşan bir maç izledik. Ayrıca Heinze’nin golü için ne söylesem az, zaten hastasıyım uçan kafayla atılan gollerin, bu ise resmen ‘nirvana’ oldu. Demichelis’in Bild’e söylediklerine göre de (ki ben borges’de okudum), Maradona kornerlerde alan savunması yapan Nijerya karşısında, korner çalışmalarını bu şekilde yaptırmış, yani çalışılmış bir golmüş kısaca. Ama top da öyle bir yere gitti ki, bence şimdiden efsane bir gol oldu.



Neyse Arjantin’e dönersek, Messi çok iyi bir oyun ortaya koydu, kaleci Enyeama olmasa golünü de atardı şüphesiz. Bu arada Enyeama da hakikaten başarılı bir performans gösterdi, öyle bütün şutlar üstüne de gelmedi, oldukça iyi kurtarışlar yaptı. Arjantin için söylenebilecek söz, bence devamlı tempolu ve ileride bir oyun oynamalılar, çünkü oynadıkları sistem oyunu kontrol etmelerini zorlaştırıyor. Zaten golden sonra tempoyu düşürdüklerinde, Nijerya orta sahası da toparlayınca, çok tehlikeli pozisyonlar oluştu. Nijerya aslında iyi takım, ama orta sahada takımı doğru yönlendirebilecek bir oyuncunun eksikliğini yaşıyorlar. Kaldı ki son vuruşlarda biraz daha iyi olsalardı maçı çevirebilecek pozisyonları da yakaladılar. Ama tabi maçın kopmasını önleyenin de kaleci Enyeama olduğunu tekrar hatırlatmakta yarar var.



Ayrıca Maradona’nın oyuncu tercihlerine söz söyleme densizliği yapmak istemesem de, bence şu bir gerçek ki, Cambiasso ve Zanetti’nin olduğu bir Arjantin, klişe tabirle 1 vites daha yüksek oyun oynar. Ama artık o toplara girmeye gerek yok bence, ayrıca maçlar ilerledikçe Arjantin’in daha da iyi oynayacağına inanıyorum.

Yazı yine uzadı, tüm maçları tek yazıda anlatıp sıkmak istemiyorum, aslında baya da bir geriden takip eder konuma düştük, ama diğer maçlara bir sonraki yazıda değinirim. Kaldı ki daha İngiltere’nin oyunundan bahsedemedik. Hele bir de dünkü Almanya var; valla açık ara şimdiye kadar ki en iyi futbolu izlettirdiler dün akşam. Neyse bahsederiz artık daha sonra. Bugün de önce Hollanda, sonra da İtalya sahneye çıkıyorlar, hadi bakalım. Bir sonraki yazıda görüşene kadar, siz de ‘turuncu’ futbol ziyafetine takılın. İyi seyirler…

Hiç yorum yok: