13 Nisan 2010 Salı

SKOR YAZARLARININ KÖKENİ

Malum, gerçek anlamda futboldan keyif almaya çalışan, skora değil de öncelikle oyuna önem verenlerin, en çok şikâyetçi olduğu yazar tipidir skor yazarları. Biz de üşenmedik, bunların ataları kimdir, nasıl ortaya çıkmışlardır gibi soruların cevabını bulmak adına, tarihin tozlu sayfalarına gömüldük.

Her ne kadar böyle bir sunum daha ilgi çekici olsa da, işin aslı öyle değil. Hafta sonu spor iletişiminde Murat Ağca’yı dinlerken, bir anda aydınlandım. Kendisi sağ olsun, belli spor türlerinin nasıl ortaya çıktığından, antik olimpiyatların hikâyelerinden bahsettiği keyifli bir sunum yaptı. İşte skor yazarlarının kökeni hakkındaki teorim de, bu sırada oluştu.

Efendim bugünkü modern olimpiyatların atası, MÖ. 776 yılında Olimpia kentinde düzenlenen turnuvalardır. O hikâyelere fazla girmeden, işin bizi ilgilendiren kısmından bahsedeceğim. Aşağıda gördüğünüz resimler, antik Olimpia şehrine ait.





Model resimde ön kısımlarda gördüğünüz binalar, olimpiyat için gelen sporcuların konakladığı, yediği içtiği ve antrenman yaptığı yerler. En uzakta görünen parkur ise ‘stadya’ denen ve olimpiyatların düzenlendiği kısım.



Şimdi gelelim asıl konumuza. Gördüğünüz üzere bu stadyanın iki yanı eğimli. Bu eğimli yerler, jüriler ve olimpiyatları yerinden izleme şansını yakalayanların bulunduğu kısımlar. Ancak model resimde de görebileceğiniz üzere, bu stadyanın giriş kısmı uzun bir yapı ile kesilmiş durumda; yani öyle herkes giremediği gibi, dışarıda kalan meraklı bir sürü insan da içeride neler olup bittiğinden habersiz. Her ne kadar daha o dönemler de demokratik bir yapı olmasa da (bakınız kadınların yarışları izleyememesi), ‘demokraside çareler tükenmez’ düsturundan yola çıkılarak bir çözüm üretilmiş. O yapıda bulunan ve adına ‘Çığırtkan’ denen insanlar, içeride sonucu belli olan yarışmaları, binanın akustiğinden ve nefeslerinin gücünden faydalanarak, dışarıda heyecanla sonuçları bekleyen halka ulaştırırlarmış.

İşte ben de diyorum ki, bu yarışları izlemeyip de sadece sonucu öğrenenlerden biraz eli kalem tutan, az da olsa kafası çalışanlar, bugünün ‘skor yazarlarının’ atası olabilirler. Ancak haklarını vermek gerek. Onların en azından yarışları izleme gibi bir şansları yoktu, bugünküler öyle mi? Ama bunu da, evrimin doğal süreci içerisinde, az vakit az emek harcamanın ve yine de fazlasıyla kazanım elde etmenin, karşı konulamaz hafifliğini keşfetmelerine bağlayabiliriz. Kim onları suçlayabilir ki?

Hiç yorum yok: