19 Ocak 2010 Salı

KUZGUN’UN UYANIŞI




Bundan tam 201 yıl önce bugün dünyaya geldi Edgar Allan Poe. Daha 3 yaşını doldurmadan, önce babası evi terk etti, ardından da annesi vefat etti. Şu bir gerçek ki talihsizliklerle başlayan Poe’nun hayatından çalkantılar hiç eksik olmamıştı. Öğrencilik yıllarında alıştığı iddia edilen kumar ve alkol yüzünden, himayesi altında olduğu ikinci babası da dahil birçok kişi ile arası açılmış, böylece yalnızlığa itilmişti. Ancak asıl acı olan, bugün ABD’nin ilk kısa hikaye yazarlarından ve romantik akım, korku, gerilim, polisiye türlerinin öncülerinin başında geldiğinden, dolayısıyla ABD’nin ilk büyük yazarı olduğundan dem vurulan Edgar Allan Poe, hayatı boyunca küçük görüldü, aşağılandı ve 40 yaşında öldüğünde cenazesinde sadece 4 kişi vardı.



Benim Edgar Allan Poe ile tanışmam ise Aralık 98’deki Zagor hikayesi ile oldu. 4 aylık bir seri olan bu hikayede, Zagor en büyük düşmanlarından biri olan Dr. Hellingen’e karşı savaşırken, yanında “Başka Yer” adlı gizemli olaylarla ilgilenen (X-Files tarzı) gizli bir Amerikan teşkilatının “Kuzgun” kod adlı ajanı Edgar Allan Poe vardı. Bu serideki ana hikayeye, Poe’nun “Usher Evinin Çöküşü”, “Kuyu ve Sarkaç”, “Kızıl Ölümün Maskesi”, “Diri Diri Gömülüş” ve “Kuzgun” şiiri gibi önemli öykülerinden olaylar, çok başarılı bir şekilde

eklenmişti. Kızılderililerin de olduğu hikayede, Poe'ya yol gösteren (Kızılderililerce, insana hayatında yol göstermek için ruhunun bir hayvan silueti olarak göründüğüne inanılır) bir Kuzgundu. İşte orada Poe’yu tanıdıktan sonra öykülerini okumaya başladım. Daha sonraları ise tüm hikayelerinin yer aldığı kitabı benim baş ucu kitaplarımdan biri oldu.




Bazen düşlerimde yağmurlu bir Baltimore akşamında kenar bir tavernada Poe ile aynı masada oturduğumu hayal ederim. Biraz içtikten sonra, Poe siyah kaplı defterini çıkarır ve zaten benim bildiğim hikayelerinden birini tane tane anlatmaya başlar. Bir süre sonra, başına masanın üzerindeki kollarını yastık yaparak sızar, uyumaya başlar; düşleriyle baş başa kalır. Bense buruk bir mutlulukla uyanırım…

Blogdaki ilk yazımın böyle bir güne gelmesini ilk başlarda planlamasam da, sonradan özellikle bugünü bekledim. Böylece benim için oldukça anlamlı oldu. Üstadın sözüyle kapatmak gerekirse, selam olsun “Düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara”...

2 yorum:

seda dedi ki...

Nasıl güzel,akıcı bir üslupla yazmışsın Emrahçım.Bir çırpıda okudum,çok da beğendim.Sanal aleme attığın ilk adım hayırlı,uğurlu,kıdemli olsun:)

Emrah "Melwasùl" Aktaş dedi ki...

Saol canım, senden de yazılar bekliyoruz buraya ;)