15 Haziran 2010 Salı

#DK --- 5. GÜN PROGRAMI



Saat 14.30 --- Yeni Zelanda - Slovakya (F Grubu) Royal Bofakeng, Rustenburg

Saat 17.00 --- Fil Dişi Sahilleri - Portekiz (G Grubu) Nelson Mandela, Port Elizabeth

Saat 21.30 --- Brezilya - Kuzey Kore (G Grubu) Ellis Park, Johannesburg

14 Haziran 2010 Pazartesi

#DK --- 4. GÜN PROGRAMI



Saat 14.30 --- Hollanda - Danimarka (E Grubu) Soccer City, Johannesburg

Saat 17.00 --- Japonya - Kamerun (E Grubu) Free State, Bloemfontein

Saat 21.30 --- İtalya - Paraguay (F Grubu) Green Point, Cape Town


Not: Koyu yazan takımlar,maçlarda desteklediğim ülkelerdir.

#DK --- İLK 3 GÜN



Kupada 3 gün ve 8 maçı geride bıraktık. 8/8 yapmış biri olarak hafta sonu toplam uyuduğum saatle maç izlediğim saat aynı. Ve hemen söyleyeyim hayır, Cezayir-Slovenya maçı uyku saatim olarak görünmüyor kayıtlarda. Şaka bir yana, Uruguay-Fransa maçının sonlarında bir 5 dakika, Cezayir-Slovenya maçında da toplam 10 dakika falan uyuklamam dışında 90 dakika izledim maçları. Tabi bu konularda şanssız bir olarak Koren’in golünü kaçırdım, o da ayrı hikâye.



Peki her şey güzel, izliyoruz maçları da, keyifler ne âlemde derseniz şöyle söyleyeyim, ben halimden memnunum valla. Sıkıcı maçlar olmadı mı oldu tabi, ama benim için Dünya Kupası olması yetiyor işte, normalde Cezayir-Slovenya maçını en fazla ilk yarıyı izledikten sonra kapatırım, ama Dünya Kupası’nın büyüsü ayrı. Ayrıcı bir de ilk kez Dünya Kupası’nda full çekme arzusu var tabi, o da ayrı bir gaz açıkçası. Hem bir yandan da Dünya Kupası’nda maçların kalitesinin adım adım yükseleceğine inanıyorum; hoş dün Almanya bir anda seviyeyi çok yükseltti, ama bugün tekrar normal seyrine döner kalitedeki yükselme eğilimi. Ben de kendimi bir an Yiğit Bulut gibi hissettim ha, “Merak etmeyin sevgili dostlar, maç kalitesi turnuva boyunca bıtbıtbıt paritesinin altına düşmez, Dünya Kupası halen en önemli futbol organizasyonu, falan filan falan…” Neyse zırvalamaya başlamadan biraz maçlardan bahsedeyim:



Güney Kore-Yunanistan ile başlayalım. Eğer haddimi bilmez bir adam olsaydım, şu an oturduğum yerden “Rehhagel adam değilsin” diye başlar, gözlerimi yumar başlardım saydırmaya. Lakin hem Rehhagel’i hem kendi yerimi bildiğimden kibarca, “Rehhagel n’aptın yea” demek istiyorum. Ben Rehhagel’in Avrupa Şampiyonası’nı alırken Yunanistan’a oynattığı futbolu takdir ederim. Ama G. Kore karşısındaki Yunanistan ne atakta ne de defansta o oyunun yakınına bile yaklaşamadı. Tek bir hızlı çıkış, 2-3 pasla hoş bir organizasyon falan göremedik 90 dk boyunca. Hadi diyelim atakta zayıf kaldın -ilk maç falan- ama Yunanistan’ın defansı dahi beceremeyişi göz doldurur cinstendi. Hele bir de ne yaptığını bilen, topla çabuk ve güzel varyasyonlarla çıkan, şık ara paslarıyla Yunan defansını delip geçen G. Kore karşısında hiç tutunamadılar.



Park Ji Sung zaten benim adamımdır, ama takım olarak iyi oynadı G. Kore ve maçı keyifli hale getirdi. Ayrıca duran toplarla şampiyon olan Yunanistan’ın 11 kornerden sonuç alamadığı gibi, duran toptan kötü bir gol yemesi de onlar açısından kötü oldu. Ben maçtan önce G. Kore iyi futbol oynasa bile Yunanistan’ın 1-0 kazanmasını bekliyordum, ama bu sonuçla artık Yunanistan’ın gruptan çıkma şansı –hadi kalmadı demeyelim de- sıfıra yaklaştı.



Gelelim Arjantin-Nijerya maçına. İlk 15 dakikasıyla “Ooh süper maç izleriz” edasıyla bünyeleri coşturan, ama golden sonra durağanlaşan bir maç izledik. Ayrıca Heinze’nin golü için ne söylesem az, zaten hastasıyım uçan kafayla atılan gollerin, bu ise resmen ‘nirvana’ oldu. Demichelis’in Bild’e söylediklerine göre de (ki ben borges’de okudum), Maradona kornerlerde alan savunması yapan Nijerya karşısında, korner çalışmalarını bu şekilde yaptırmış, yani çalışılmış bir golmüş kısaca. Ama top da öyle bir yere gitti ki, bence şimdiden efsane bir gol oldu.



Neyse Arjantin’e dönersek, Messi çok iyi bir oyun ortaya koydu, kaleci Enyeama olmasa golünü de atardı şüphesiz. Bu arada Enyeama da hakikaten başarılı bir performans gösterdi, öyle bütün şutlar üstüne de gelmedi, oldukça iyi kurtarışlar yaptı. Arjantin için söylenebilecek söz, bence devamlı tempolu ve ileride bir oyun oynamalılar, çünkü oynadıkları sistem oyunu kontrol etmelerini zorlaştırıyor. Zaten golden sonra tempoyu düşürdüklerinde, Nijerya orta sahası da toparlayınca, çok tehlikeli pozisyonlar oluştu. Nijerya aslında iyi takım, ama orta sahada takımı doğru yönlendirebilecek bir oyuncunun eksikliğini yaşıyorlar. Kaldı ki son vuruşlarda biraz daha iyi olsalardı maçı çevirebilecek pozisyonları da yakaladılar. Ama tabi maçın kopmasını önleyenin de kaleci Enyeama olduğunu tekrar hatırlatmakta yarar var.



Ayrıca Maradona’nın oyuncu tercihlerine söz söyleme densizliği yapmak istemesem de, bence şu bir gerçek ki, Cambiasso ve Zanetti’nin olduğu bir Arjantin, klişe tabirle 1 vites daha yüksek oyun oynar. Ama artık o toplara girmeye gerek yok bence, ayrıca maçlar ilerledikçe Arjantin’in daha da iyi oynayacağına inanıyorum.

Yazı yine uzadı, tüm maçları tek yazıda anlatıp sıkmak istemiyorum, aslında baya da bir geriden takip eder konuma düştük, ama diğer maçlara bir sonraki yazıda değinirim. Kaldı ki daha İngiltere’nin oyunundan bahsedemedik. Hele bir de dünkü Almanya var; valla açık ara şimdiye kadar ki en iyi futbolu izlettirdiler dün akşam. Neyse bahsederiz artık daha sonra. Bugün de önce Hollanda, sonra da İtalya sahneye çıkıyorlar, hadi bakalım. Bir sonraki yazıda görüşene kadar, siz de ‘turuncu’ futbol ziyafetine takılın. İyi seyirler…

12 Haziran 2010 Cumartesi

#DK --- 2. GÜNÜN PROGRAMI



Saat 14.30 --- Güney Kore - Yunanistan (B Grubu) Nelson Mandela, Port Elizabeth

Saat 17.00 --- Arjantin - Nijerya (B Grubu) Ellis Park, Johannesburg

Saat 21.30 --- İngiltere - ABD (C Grubu) Royal Bofakeng, Rustenburg

#DK --- 1. GÜNÜN ARDINDAN



Açılış töreniydi, ara yayınlardı, iki maçtı derken, dün Dünya Kupası’nın ilk gününü tamamladık. Kısa kısa dün yaşanlardan bahsedeceğim bu yazıya, açılış töreni hakkında iki kelam ederek başlayayım:

Öncelikle, neden bir açılış seremonisi gün ortasında yapılır anlamış değilim. Sonuçta ışık oyunlarıyla yapılacak şovlar her zaman daha cezbedicidir. Ayrıca o nasıl bir ses sistemidir ki hiçbir şeyi doğru düzgün duyamadık? Ama hadi hepsi bir kenara, asıl üzücü olan çok sönük bir tören olmasıydı. Bir iki koreografi dışında, sergilenenlerin tamamı hiçbir heyecan uyandıramayan gösterilerdi. Koskoca Afrika kıtasının kültürel mirasını sergileyecek bir açılış töreni çok daha güzel olmalıydı diye düşünüyorum. Elbette Pekin kadar iddialı bir açılış töreni beklemiyordum ama, bu da hakikaten çok sıradan bir tören oldu.



Neyse, sonuçta Dünya Kupası heyecanımızı söndüremedi açılış töreni. Ama ısrarla heyecanımız baltalanmak isteniyordu. Allah’ım o nasıl bir maç yayınıdır TRT? Yemin ediyorum vuvuzela sesinden daha sinir ediciydi, hoş artık alıştım zaten o merete de, bünyede baş ağrısı yapmıyor en azından, ama TRT hakikaten ilk maç yayınıyla sınıfta kaldı. Hadi logon küçücük o beni ilgilendirmez, sonuçta ekranda kalabalık yapmıyor, ama maçta dakika/skor göstergesi nasıl olmaz arkadaş? Sağ olsunlar maçın son dakikalarında sağ üste koyma inceliği gösterdiler, ama bir-iki dakika ekranda kalan o gösterge de o kadar küçüktü ki, eminim izleyenlerin yarısı görmemiş, diğer yarısı da tekrar kaybolunca önceden halüsinasyon gördüğünü falan zannetmiştir. Zaten maç sonuna doğru da, kafalar vuvuzela sesiyle iyice Leyla kıvamına gelmiş, kim hatırlayacak o bit kadar şeyin varlığını. Ama beterin beteri var tabi; en asap bozucu olan problem erken gelen sesti. Daha şut çekilmeden “Kaleci kurtardı”yı duymanın, adam topu ayağına yeni almışken “Çok güzel bir çalım”ı dinlemenin verdiği acı tarif edilemez. İlk maç yayınının ne kadar kötü olduğunu aslında tek bir cümlede kolaylıkla ifade edebilirim: Maç boyunca bir kez bile Ömer Üründül’den şikâyet etmedim. Acı, ama gerçek. Neyse ki ikinci maç yayını ilkine göre daha iyiydi en azından.



Dün oynanan maçlardan bahsetmeden önce bir iki cümle de vuvuzelalara ayırmazsak olmaz. İlk duyduğum zamanlar hakikaten beni çıldırtacak düzeyde olan bu milyonlarca sinek vızıltısı gücündeki çalgı aletine (!) dayanamıyordum, ama artık alıştım valla. Hem baş ağrısı yapmıyor eskisi gibi, hem de sinirlerimi bozmuyor. Ama vuvuzelanın en büyük zararı, taraftarlar tepkilerini ortadan kaldırması. Bir “oohhh”, ya da ne bileyim bir “aahhh” sesi (evet futbol maçından bahsediyorum, hiç mi Premier Lig seyretmiyorsunuz?) olmadan maç izlemek büyük eksiklik. Hatta dün zaman zaman uyukladığım Uruguay-Fransa maçında taraftar sesleri olsa belki daha ayık kalabilirdim. Ama bu vuvuzelanın tek tepkisi, direkten top falan dönünce sesinin kesilmesi.



Bir de anlamadığım şey, tamam Afrikalılar çalıyor bu aleti kendi kültürel çalgıları falan da, sen niye çalıyorsun maç boyunca elin Avrupalısı? Otur bildiğin gibi maçını seyretsene, gerekirse çekirdek çitle 90 dakika, ama niye nefesini boşuna harcıyorsun? Demek ki neymiş, hangi kıtadan olursan ol, her insanda sürü psikolojisi varmış diyerek bu kısmı da kapatıyorum.



Yazı fazla uzun oluyor, canınızı sıkmak istemem, o yüzden maçlardan sonra bir ara bahsederim gerekirse, ya da ilk gün maçlardan bahsetmesek de olur, diğer günler maçlar daha ön planda olacak zaten. Ama şunu da söyleyeyim, ilk maç açılış maçı için keyifliydi bence. Gio ilk yarım saat ne top oynadı be, almadığına yansın Galatasaray yönetimi. Ayrıca Tshabalala’nın golü de tam Dünya Kupası’nın ilk golüne yaraşır bir gol oldu. Uruguay-Fransa maçında da zaman zaman uyuklar gibi olsam da, Uruguay defansı hakikaten iyiydi maç boyunca, ama Fransa da çok etkili olamadı hücumda, ilk maçın berabere bitmesi iki takım için de birer puanı “çok iyi” konumuna getirince çok fazla top oynanmadı maçta. Neyse bu takımların bir sonraki maçları öncesinde değiniriz tekrar bu maçlara. Şimdilik bu kadar dostlar, 3 maçla devam edecek Dünya Kupası ikinci gününüz keyifli geçer umarım. Ya ben de ne diyorum, İngiltere-ABD maçı var bugün, nasıl keyifsiz olsun?


Fotoğraflar: Getty Images

11 Haziran 2010 Cuma

SPOR İLETİŞİM SAYI 3



Huzurlarınızda dergimizin Haziran sayısı. Dünya Kupası heyecanının dalga dalga yayıldığı şu günlerde keyifle okuyacağınızı ümit ediyoruz. Benim de "Keyif Verici Madde" başlıklı Jay Jay Okocha yazım başta olmak üzere, katkıda bulunduğum bu harika sayı için emeği geçen tüm dostlarıma teşekkür ederek, sizi 3. sayıyla baş başa bırakıyorum.

(Dergiyi tıklayarak fullscreen okuyabilirsiniz.)

GÜN, BUGÜNDÜR!



Tüm futbolseverlerin sevdalısı Dünya Kupası, Cannavaro’nun ellerinde yükseldiğinden beri bugünü bekliyoruz. Dile kolay tam 47 ay geçmiş. Ama yaklaşık 1 saat sonra başlayacak açılış töreniyle birlikte futbol dolu, muhteşem hikâyelerle ilmek ilmek örülecek koca bir ay bizleri bekliyor. Tanıl Bora’nın deyimiyle 47 ayın sultanı Dünya Kupası’nda, iftar vakti yaklaşıyor.

Dünya Kupası boyunca gün be gün gerek maçlar, gerek yaşanan olaylarla bu sayfaları doldurmaya başlayacağız. Açılış törenine 1 saatten az kalmışken lafı fazla uzatmayalım, önce günün programı:

Saat 15.00 --- Açılış Seremonisi
Saat 17.00 --- Güney Afrika – Meksika (A Grubu) Soccer City, Johannesburg
Saat 21.30 --- Uruguay – Fransa (A Grubu) Green Point, Cape Town



Bu arada Dünya Kupası süresince faydalı olacağını düşündüğüm iki tane uygulamadan bahsedeyim hemen. İlki flash ile hazırlanmış çok güzel bir fikstür uygulaması. Marca’nın sitesinde olan bu uygulamayı ilk aceto’da gördüm. Şuradan ulaşabilirsiniz.



Diğeri ise bir Excel dosyası. Yine fikstürlerin olduğu bu dosyanın artısı, skor tahminlerinizi girdiğinizde, finale kadar eşleşmeleri oluşturabiliyorsunuz. Keyifli olacağı kesin. Buradan indirebileceğiniz bu dosya için de, PcLion’a ve bu dosyayı O’na ulaştıran Bağış Erten’e de teşekkür ederek bu kısmı da bitirelim.

Gelelim son bilgilendirmeye; malum spor iletişimi olarak çıkardığımız bir dergimiz var. 3. sayısı bugün çıktı. Buradan link vermek yerine, direkt olarak bir sonraki posta onu ekleyeceğim. Okumanızı şiddetle tavsiye ederiz.



Az daha bahsetmeyi unutuyordum; bu blogun kalbi Dünya Kupası boyunca İngiltere için atacak. İngilizlerin yanı sıra başta ABD, Sırbistan ve Şili olmak üzere Hollanda, Yeni Zelanda ve Fil Dişi maçlarını da ayrı bir heyecanla takip edeceğim (Nerede İspanya, hani Arjantin derseniz onlar tabi ki her futbolsever gibi beni de heyecanlandırıyorlar ama Dünya Kupası başka arkadaş =)). Afrika temsilcilerine de selamı çakıp, ömür boyu anlatılası bir Dünya Kupası dileğiyle bu posta son noktayı koyalım.